|
Canan'in dili çözülüyor Canan eskiden beri yanιnda konuşacak biri olsun ister. Canι sιkιlιnca aĝlar, gönlü hoş olunca agular. Hele ben veya Oktay onun agulamasιna eşlik edince keyfi iyice yerine gelir. Onuncu ayιndan itibaren "mamama", "dadada" gibi bir hecenin yinelenmesinden oluşan sözcükleri söylemeĝe başladι. "Babbabba" dediĝi gün dünya Oktay'ιn olmuştu. Babaannesi bizdeyken kιsa zamanda "nennenne" demesini öĝrendi. Ninesinin yüreĝinin yaĝι eriyordu duydukça. Acaba çocuĝumuz konuşabilse bize neler sorardι? Nelerden hoşlandιĝιnι, neleri sevmediĝini öĝrenebilirdik o zaman. Ama konuşamadιĝιna göre siz kendinizi çocuĝunuzun yerine koyarak aynι sorularι kendinize yöneltebilirsiniz. Canan konuşmayι bizden duyarak taklit yoluyla öĝreniyor. Kulaklarι iyi duymayan bir çocuk konuşmayι öĝrenemez. Eĝer çocuĝunuz sesinize tepki göstermiyorsa sizi göremediĝi bir anda bir çιngιrakla veya ellerinizi biribirine çιrparak bir ses çιkartιn. Sesin geldiĝi yöne bakmιyorsa mutlaka bir doktora göstermek gerekir. Hayvanlarιn dili Fakir bir dul kadιnιn oĝlu olan Osman, padişahιn kιzιyla evlenmek istiyormuş. Padişah ona kulaĝι işaretli kιrk tavşan verir, ormana götürüp otlatmasιnι ve kιrkιnι da geri getirmesini ister. Ama ormanda tavşanlar dört bir yana daĝιlιrlar, Osman onlarla bir türlü başa çιkamaz. O sιrada dikenli bir gül aĝacιna takιlιp kalmιş bir yιlan görür. Hayvancaĝιz kendini kurtarmak için çιrpιndιkça daha çok yaralanmaktadιr. Osman baltasιnι çιkarιr ve yιlanι kurtarιr. Meĝer bu yιlanlarιn kraliçesi şahmeran'mιş. Osman'ιn derdini dinleyince hemen dilinin altιndan bir tιlsιm çιkarιp Osman'a verir. Çocuk şarkιlarι Ertesi gün Canan'la uĝraşιrken de kafamda bu vardι. Canan dalgιn olduĝumu, onunla tam ilgilenmediĝimi hemen anladι, mιzmιzlamaĝa başladι. "Bak postacι geliyor", "kurbaĝacιk" ve "küçük Ayşe" şarkιlarιnι söyledim, hemen keyfi yerine geldi. Hele "arι vιz vιz"da o da söylüyormuş gibi sesler çιkarmaĝa başladι. Ben hiç Türkçe çocuk şarkιsι bilmiyordum. Annem Türkiye'den bir iki kaset getirmişti. Onlardan öĝrendim. Konuşma konuşa konuşa öĝrenilir Canan istediĝini anlatamayιnca veya yanlιş anlaşιlιnca öfkeleniyor. Ne kadar zor bir şey derdini anlatamamak! Çoĝu zaman çocuĝun ne demek istediĝi duruma göre rahatlιkla anlaşιlabilir. Ben, gerek evde oynarken, gerek parkta gezerken ne yaptιĝιmιzι anlatιyorum ki, kulak dolgunluĝu olsun. "şimdi ayakkabιlarιnι giydiriyorum, parka gideceĝiz" veya "soĝan soyuyorum, yemek yapacaĝιm" gibi basit cόmlelerle, elimdeki soĝanι, bιçaĝι göstererek anlamasa da anlιyormuş gibi konuşarak alιştιrma yapιyoruz. Bιçaĝι görünce "anne, uf!" diyor. Ben de "evet, kιzιm, bιçakla parmaĝιmι kesmiştim, çok acιmιştι," diye yanιtlιyorum. Konuşma insana doĝuştan vergi deĝildir, zamanla ve çaba göstererek öĝrenilir, alιştιrmalarla geliştirilir. Çocuk bunu kimden öĝrenecek? Elbette ki anne ve babasιndan. Kendini iyi ifade edebilme, yaşamda başarιlι olmak iηin vazgeçilemez bir yetenektir. Bu yeteneĝin temelleri çocuk yaşta atιlιr. Canan'ιn bazι sözcükleri yarιm yamalak da olsa tekrarlamaya çalιşmasι beni çok mutlu ediyor. O da evde oyuncaklarιyla oynarken kendi kendine konuşuyor, her yaptιĝιnι bildiĝi bir kaç sözcükle anlatmay çalιşιyor. Eve döndüĝümüzde yorulmuştum. Canan daha oynamak istiyordu. "Akşam baban gelince onunla oynarsιn," dedim. Canan da babasι hemen geliyor sandι, kapιya doĝru gitti. "Sonra gelecek, akşama" dedimse de anlamadι. Bu yaşta çocuk daha zamanι algιlayamιyor. Saĝlιk dairesindeki doktorun söylediĝine göre sonra, önce, yarιn, akşama gibi sözcükleri iki ile üç yaşlarι arasιnda anlamaĝa başlayacakmιş. Bir dil, bir insan Oktay eve geç geldi. Mesai yapmak zorunda kalmιştι. Canan uyumuştu bile. Yemeĝimizi sessizce mutfakta yedik. "Ne oldu? Buldun mu?" diye sordu yemekte. Ne gezer? "Bir ip ucu daha veriyorum," dedi. "Boşluklara boş ver." "Sen böyle bilmece gibi konuşarak benim kafamι daha çok karιştιrιyorsun," diye kιzdιm. Ertesi gün sözcüklerin arasιndaki boşluklarι kaldιrιnca ortaya şu çιktι: AnaNacidedenedediCanana Bu da pek bir şeye benzemiyordu doĝrusu. Kaĝιdι da yanιma alarak Canan'la dιşarι çιktιm. Parkta Alman çocuklar Almanca konuşunca Canan hiç yadιrgamιyor. En geç okula başlayιncaya kadar Almanca'yι sökmesi gerek. Oktay'la uzun uzun düşündük, acaba kιzla hem Türkçe, hem Almanca konuşup ikisini de çekirdekten öĝretsek mi? Aile danιşma merkezindeki danιşman bayan böyle bir durumda ikimizin de çocukla her iki dilde birden konuşmamasιnι, bir dil, bir insan ilkesine göre birimizin sadece Almanca, diĝerinin de sadece Türkçe konuşmasιnι salιk verdi. Bu özellikle anne ve babanιn birinin Türk, diĝerinin Alman olmasι durumunda tavsiye edilirmiş. İki dilliliĝin yararlarι saymakla bitmez. Çocuĝun iki ayrι dille, iki ayrι kültürle tanιşmasι, yaşlι nesilden kopmadan her iki dilde de bir arkadaş çevresi kurmasι kendine güvenini arttιrιr, etkinlik alanιnι genişletir ve daha başka dil öĝrenmesini de kolaylaştιrιr. Böyle yapsaydιk, benim Almancam Oktay'ιnkinden daha iyi olduĝu ve çok rahat Almanca okuyup yazabildiĝim için ben Canan'la yalnιzca Almanca konuşmak zorunda kalacaktιm. Bu da bana zor geldi. İki dillilik konusunda çok kararlι olmak gerekirmiş. Bir Türkçe, bir Almanca konuşmak çocuĝu şaşιrtιrmιş. Ailenin her iki dilde de bir çevresi olmasι şartmιş. Sonunda vazgeçtik. Önce ana dilini güzel öĝrensin, sonra Almancayι yuvada öĝrenmeye başlar diye düşündük. Danιşman da bunu daha iyi buldu. Bulabilirsek iki dilli bir yuvaya vermemizi tavsiye etti. Türkçeden Almancaya geçişte zorluk çekmez, okula kadar Alman çocuklarιna yetişirmiş. İki dilli bir yuvada hem Almancayι hem Türkçeyi gayet iyi öĝrenebilirmiş. Bazιlarι, Almancasι yeterli olmasa da çocuk öĝrensin diye ille Almanca konuşmaya çalιşιyor. Hatta bazιlarι ise iki dili biribirine karιştιrιyor. Örneĝin: "Haydi, Jacke'ni giyde Spielplatz'a gidelim," diyorlar. Özellikle ilk dört yaşιnda çocuĝun iki dilin ayrι diller olduĝunu bilmesi ve en azιndan birini katιşιksιz anlayιp konuşabilmesi uzmanlara göre çok önemliymiş. Ondan sonra öteki dili de daha kolay öĝrenirmiş. Oktay eve neşeli geldi. İşleri iyi gitmiş, erken paydos yapmιştι. Söz yine bilmeceye geldi. "Allah'ιn hakkι üçtür. Son bir ip ucu daha veriyorum," dedi. "Büyük yaz." Ertesi sabah tüm harfleri büyük yazdιm. ANANACİDEDENEDEDİCANANA Ee, ne oldu ki? Hiç bir şey. Aman Allahιm, meraktan çatlayacaĝιm. O sιrada telefon çaldι: Nalan. "Üfff! Canιm sιkιldι. Biraz içim açιlsιn diye aradιm," dedi. Akşam olunca güneş nereye gider? Nalan'ιn büyük oĝlu Hakan dört yaşιnda. Devamlι konuşuyor, bιkmadan usanmadan sorular soruyor. Ben Canan konuşsun diye gözünün içine bakιyorum, Nalan da Hakan biraz sussun diye. "Sabahtan akşama kadar saçma sapan sorular soruyor," dedi Nalan. "Bulutlar nereden gelirmiş? Arabalar niye bu kadar hιzlι gidiyormuş? Buzdolabιna neden buzdolabι denirmiş?" "Oĝlun akιllι olacak," dedim. "Her şeyi öĝrenmeĝe meraklι." "Ben nereden bileyim bunlarι? Bizi canιmιzdan bezdiriyor bu sorular. Sonunda Özcan ansiklopedi aldι, bilmediĝimiz şeyleri bakar, kendimiz de öĝrenmiş oluruz diye." Günün birinde mutlaka Canan da her şeyi öĝrenmek isteyecek ve beni sorularιyla bunaltacak. Bu istek çok doĝal. O zaman "daha küçüksün, anlamazsιn," deyip savsaklamaktansa elimizden geldiĝi kadar bir cevap vermeĝe çalιşmak en iyisi. Çocuk, soru sormak için uygun bir zaman beklemez. Tam sohbetin koyu zamanιnda sincaplarιn kuyruĝunun neden uzun olduĝunu öĝrenmek isteyebilir. Bu durumda çocuĝu terslememek gerekir. Tatlι bir dille "biraz bekle" deyip sözü bitirmek ve ardιndan çocuĝun sorusunu yanιtlayarak sohbete kaldιĝι yerden devam etmek en uygunudur. Eskiden çocuklarιn büyüklerin lafιna karιşmasι, konuşmayι bölmesi terbiyesizlik sayιlιrdι. Günümüzde çocuĝun saatler süren bir aile ziyaretinde hiç lafa karιşmamasι beklenemez. "Bu çocuĝun sorularι bitmeyecek," diye yakιndι Nalan. Umarιm bitmez. İnsanιn öĝrenme meraĝι beşikten mezara kadar sürer, derler. Soru soran bir çocuk öĝrenmekte, ruhsal ve zihinsel olarak gelişmektedir. Biz böyle konuşurken ben de el alιşkanlιĝιyla habire önümdeki kaĝιda Nalan'ιn adιnι karalιyordum. Önce küçük harflerle, sonra el yazιsιyla ve bir de tüm kaĝιdι kaplayacak şekilde büyük büyük harflerle yazdιm. NALAN. Aaa! Ne çιktι ortaya öyle? "Nalan!" dedim heyecan içinde. "Senin adιnι tersinden okuyunca yine Nalan oluyor, biliyor musun?" "Haklιsιn!" dedi Nalan kιsa bir duraksamadan sonra. "Hiç farkιna varmamιşιm. Hayret vallahi. Nereden gözüne çarptι?" Yavaş yavaş her şey gün ιşιĝιna çιkmaĝa başlamιştι. Telefonu kapadιktan sonra kaĝιdιn üzerindeki büyük harflerle yazιlι cümleyi, tersinden başlayarak ve boşluklarla noktalama işaretlerini gerektiĝince yerleştirerek yeniden yazdιm. Ortaya ne çιktι dersiniz? ANA, NACİ DEDE NE DEDİ CANAN'A? Evet, bilmeceyi çözmüştüm. Sevinçten öyle bir havaya sιçradιm ki, Canan bile şaşιrdι. Yerimde duramιyordum. Hemen Canan'ι giydirip çocuk bahçesine koştum. Sinan da oradaydι. Çocukçaĝιz seyrek insan arasιna çιkιyor, kekelediĝi için olsa gerek, öbür çocuklarla pek oynamιyordu. Merak etmiş, günün birinde doktora sormuştum. Bir çocuk neden kekeler? Her çocuk konuşma öĝrenirken geçici olarak kekeleyebilir. Konuşmayι saĝlayan yüzden fazla dil ve çene kaslarιnιn hepsini biribiriyle uyum içinde kullanmasιnι Öĝrenmek kolay deĝildir. Ayrιca dÜşünce de dilin hareketinden daha hιzlιdιr. Dolayιsιyla çocuk düşündüĝü kadar çabuk konuşmaĝa çalιşιp o heyecanla kekeler. Çocuĝun kendine güvenini zedeleyecek şekilde onu azarlamaz, sabιrla dinlerseniz, gelişmeye baĝlι bu doĝal kekemelik zamanla geçer. "Yavaş konuş! Kekeleme!" diye baskι yaparsanιz daha çok heyecanlanabilir, utancιndan içine kapanabilir ve geçici kekemelik kalιcι kekemeliĝe dönüşebilir. Bir de bir konuşma bozukluĝu olan gerçek kekemelik vardιr. Bu da çocuĝun heceleri kasιlarak tekrarlamasιndan, çenesinin, dudaklarιnιn titremesinden anlaşιlabilir. Çocuk, sözcük başιndaki heceleri uzatιr ve konuşurken nefes almakta güçlük çeker. Bu durumda çocuĝa sevecenlikle yaklaşιp onu bir uzmana göstermekte yarar vardιr. Erken teşhis, tedaviyi kolaylaştιrιr. Akşam Oktay'ι daha merdivenlerde karşιladιm. "Yemeĝimi isterim," dedim. Önce inanmadι. "Tersinden okunuşu yüzünden okunuşunun aynιsι," dedim. Oktay'ιn yüzü aydιnlandι. "Aman ne iyi!" diye sevindi. "Senin sayende ben de güzel bir yemek yiyeceĝim. Gerçekten de çözdün bilmeceyi. Annene bir telefon et, bu hafta sonu bize gelip Canan'a dadιlιk edebilir mi?" Niye edemiyecekmiş ki? Cumartesi günü erkenden geldi. Hemen giyinip çιktιk. Kayιnvalidem Türkiye'ye döneli beri Oktay'la bir yere çιkamamιştιk. O akşamιn tadιnι iyice çιkardιk. Yemekler gerçekten enfesti.
|
|||
|
